Sri Lanka’da katliam ve perde arkası - A. Vedat Ceylan

IŞİD çetesini yaratan emperyalist güçler, Suriye ve Irak’ta bu çeteyi temizlediklerini öne sürseler de, yarattıkları bu vahşeti dünyanın başka bir ucunda başka hesaplar için kullanmaya devam ediyorlar. Emperyalist kapitalizm var olduğu ve dünya halkları bu barbarlıklar karşısında ayağa kalkmadığı müddetçe, bu ve benzeri barbarlıklar yaşanmaya devam edecektir.

21 Nisan günü Sri Lanka’nın başkenti Kolombo’da St. Anthony Kilisesi ile bazı lüks oteller ile başkentin kuzeyindeki Negombo kentinde Hristiyanlara ait iki kiliseye yönelik eş zamanlı gerçekleştirilen bombalı saldırılarda 300 civarında insan yaşamını yitirdi. Yaralıların sayısı ise 500’ün üzerinde.

Katliamı IŞİD üstlenmiş olsa da, henüz resmi olarak doğrulanmış değil. Yeni saldırıların olabileceğine dair yapılan açıklamalar, Avrupa ve ABD başta olmak üzere yabancı ülke vatandaşlarının Sri Lanka’yı terk etmeleri çağrısı, tam bir kaos ortamı yaratmış bulunuyor.

Sri Lanka’da devletin desteğini de arkasına alan aşırı sağcı Budist rahipler tarafından, nüfusun yaklaşık yüzde yetmişini oluşturan Budist çoğunluk, Hristiyanların misyonerlik faaliyetleri, Müslümanların ise nüfus olarak büyümeleri ve sözde ekonomik olarak daha iyi durumda olmaları bahane edilerek, bu iki kesime karşı kışkırtılıyordu. Bu kışkırtma faaliyetleri özellikle 2009’da devlet tarafından Tamil Kaplanları’na karşı girişilen toplu imha harekâtından sonra hız kazandı. Hristiyanlara karşı fiziki bir yönelim olmazken, Müslümanlara ait işyerleri kışkırtmaların hedefi oluyor ve yağmalanıyordu. Paskalya bayramında gerçekleşen saldırı sonrasında kendisiyle yapılan bir röportajda Sri Lanka’lı ekonomist Nishan de Mel şunları söylüyor: “Hristiyanların misyonerlik faaliyetlerinden duyulan bir rahatsızlık vardı. Ama bu hiçbir zaman fiziki bir saldırıya dönüşmedi. Müslümanlar ise, kelimenin tam anlamıyla bizim Yahudilerimiz durumundaydılar.”

2012’de Budist rahipler önderliğinde aşırı sağcı Bodu Bala Sena (BBS) örgütünün kurulmasıyla, özellikle de Müslümanlara karşı saldırılar artarak devam etti. Bu gelişmeler emperyalist odaklara hareke geçme zemini hazırladı. Bu aşamada IŞİD gibi bir cinayet şebekesine ihtiyaç duyuldu.

Sri Lanka’da gerçekleşen saldırılar gösteriyor ki, emperyalistlerin desteği ile büyütülüp beslenerek Ortadoğu halklarının başına musallat edilen İŞID çetelerine duyulan ihtiyaç hala bitmiş değil.

Etnik çelişki ve çatışmalar yumağı olan Sri Lanka’yı anlamak için, tarihine bakmak gerekiyor.

1972’ye kadar “Seylan” adıyla tanınan bu ülke, 1948’de İngiltere’den bağımsızlığını elde etti. 22 milyon nüfuslu bu ada ülkesinde halkın çoğunluğunu (yüzde 69) Singale-Budist etnik grubu oluşturuyor. Nüfusun yüzde 15’ini Hindu-Tamiller, yüzde 9’unu Müslümanlar, yüzde 7’sini ise Hıristiyanlar teşkil ediyor.

Tamillerin 1983-2009 yılları arasında verdiği ulusal kurtuluş mücadelesi döneminde 100 binden fazla (bazı kaynaklara göre 300 bin) insan hayatını kaybetti. Yüz binlercesi yerinden yurdundan edildi. 2009’da Sri Lanka ordusu bağımsızlığı için savaşan Tamil Kaplanları’na karşı topyekûn bir savaş başlattı. Soykırıma varan bir vahşetle 2009 yılında Tamil bölgesi yerle bir edildi. Çoğu sivil 40 bin Tamil katledildi. Yüzbinlercesi topraklarından sürüldü.

Sri Lanka halkları 500 yıl boyunca Portekiz, Hollanda ve İngiliz sömürgeciliğini yaşadılar. Son sömürgeci İngiltere’ye karşı 1948 yılında bağımsızlıklarını elde ettiler. Merkezi iktidara dayanan bir ulus devlet yaratılmaya çalışıldı. Bunun çoğunluğu oluşturan Singale halkının hakları üzerinden inşa edilmesi, diğer azınlıkların ayrımcılığa itilmesi demekti. Nitekim öyle de oldu. Yine de, bağımsızlık mücadelesinin yarattığı demokratik atmosfer, 1980’lere kadar diğer halkların kısmen de olsa bu ortamdan yararlanmalarını sağladı.

Ulus devletin hakimiyetini perçinlemesi, 1960’da Singalce’nin resmi dil olarak kabul edilmesi ekonomik ve kültürel ayrımcılıkla da birleşince, Tamilleri giderek merkezi hükümete olan güvenlerini tümüyle yitirme noktasına getirdi. Tamil halkı Singalceyi kullanmayı reddetti ve kendi dilini yazılı ve sözlü olarak kullanmayı sürdürdü.

Tamiller, Tamil Kaplanları önderliğinde ulusal kurtuluşları için mücadele yolunu seçtiler. Bu ise onyılları bulan bir iç savaş demekti. İç savaş boyunca halklar birbirlerine düşman edildi, ülke etnik ve dinsel çelişkiler yumağına çevrildi. Tamil Kaplanları ile savaşta hükümet 1987 yılında Hindistan’dan yardım talep etti. Hindistan ordusu Tamillerin ağırlıklı olarak yaşadığı bölgeyi işgal etti.

1990’da Hindistan ordusu bölgeden çekilince Tamil Kaplanları kontrolü ele aldı.

İç savaş, 2009’da Tamil Kaplanları’nın askeri olarak yenilgiye uğramasıyla son buldu. Özellikle iki etnik grup (Tamil ve Singale) arasındaki gerilim kışkırtmalarla sürdü. Hıristiyanlara ve Müslümanlara karşı aşırı sağcı Budist rahipler önderliğinde kurulan “Dünyanın Oğulları” örgütünün öncülük ettiği saldırılar yoğunluk kazandı.

Gelinen aşamada Sri Lanka, bir yandan iç çatışma ve çelişkiler, diğer taraftan Çin, ABD ve Hindistan’ın nüfuz alanlarını genişletme girişimlerinin sahnesi durumunda. Başbakan Ranil Wickremesinghe’nin Hindistan yanlısı, Cumhurbaşkanı Maithripala Sirisena’nın ise Çin yanlısı olduğu biliniyor. Nüfuz savaşı bu figürler üzerinden kızışıyor.

Sri Lanka, Çin’in devasa “Bir Kuşak Bir Yol” projesinin önemli bir mevzisi durumunda. Çin’in desteği ile yapılan Hambantota Limanı’nın borçları ödenemeyince, limanı 99 yıllığına Çin’e devretmek zorunda kaldılar..

Hambantota Limanı, Çin’den Basra Körfezi’ne kadar uzanan projenin bir parçası. Çin’in limanda askeri üs inşa edeceğine dair haberler ABD’de tepkilere yol açmıştı. Trump yönetimi Sri Lanka’da yaşayan Hristiyanlara yapılan saldırıları gündemde tutarak, onların güvenliğini bahane ederek, burada nüfuz edinmeye ve Çin’i dizginlemeye çalışıyor. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan “Mevcut Tehlike Komitesi”ne, bizzat ABD tarafından Çin’e karşı yeniden hayat veriliyor. Adına da alenen “Çin’e Karşı Mevcut Tehlike Komitesi” deniliyor.

Bu gelişmeler ve ülkenin jeopolitik konumu göz önüne alındığında, hangi istihbarat örgütünün bu vahşette parmağının olduğu bilinmese de, emperyalist barbarlığın bu katliamın sorumlusu olduğu açıktır. Yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin yaralandığı bu katliam, emperyalist yayılmacılığın ve bu uğurda sergilenen barbarlığın geldiği düzeyin yeni bir örneğidir.

IŞİD çetesini yaratan emperyalist güçler, Suriye ve Irak’ta bu çeteyi temizlediklerini öne sürseler de, yarattıkları bu vahşeti dünyanın başka bir ucunda başka hesaplar için kullanmaya devam ediyorlar. Emperyalist kapitalizm var olduğu ve dünya halkları bu barbarlıklar karşısında ayağa kalkmadığı müddetçe, bu ve benzeri barbarlıklar yaşanmaya devam edecektir.