TKİP VI. Kongresi Belgeleri... Devrimci örgüt ve kadro sorunları üzerine

Komünistler örgüt sorununu hiçbir zaman siyasal sınıf mücadelesinden, bu mücadelenin güncel ve tarihsel ihtiyaçlarından ayrı ele almadılar. Örgüt sorununu içinden geçilen dönemin koşulları, sınıf mücadelesinin verili durumu, komünist hareketin gelişim süreçleri vb. bir dizi etkenle bir arada, diyalektik bir bütünlük içerisinde değerlendirdiler. Fakat her adımda stratejik olanı, illegal-ihtilalci temele sahip devrimci bir parti inşa etmeyi esas aldılar.

Örgüt ve Kadro Sorunları Komisyonu’nun hazırladığı metnin kongre değerlendirmeleri ışığında elden geçirilmiş biçimidir. Partinin güvenliğini ilgilendiren bölümler buradaki yayında çıkarılmıştır...

(Ekim, Sayı: 316, Nisan 2019)

Dünyada ve Türkiye’de koşullar ağırlaşıyor

Yapısal çelişkileri keskinleşen ve çok yönlü krizin pençesinde debelenen emperyalist-kapitalist dünyada, siyasal gericilik burjuvazinin temel bir eğilimi olarak öne çıkıyor. Fransa, Almanya gibi Avrupa’nın metropol ülkelerinde dahi polis rejimi uygulamaları yoğunlaşıyor, faşist-ırkçı partiler dünya çapında güç kazanıyor. Büyük mücadelelerle kazanılan temel hak ve özgürlükler bir bir rafa kaldırılıyor.

Emperyalistler arası çelişkilerin keskinleşmesi militarizmi ve silahlanma yarışını görülmemiş boyutlara taşırken, emperyalist savaş ve saldırganlık politikaları günbegün tırmanıyor. Emperyalistler gerici ve çirkin yüzlerini savaş politikalarını taşıdıkları alanlarda bir kez daha gösteriyor. IŞİD vb. barbar cihatçı çeteleri halkların başına musallat eden emperyalistler, yine bu çeteler aracılığıyla savaşlar kundaklıyor, kitle katliamları gerçekleştiriyor, ilerici birikim adına ne varsa pervasızca yıkıma uğratıyor...

Özetle; emperyalist burjuvazi, sistemin keskinleşen çok yönlü çelişkileri üzerinden geleceğe, geleceğin sert sınıf mücadelelerine, toplumsal çalkantılara hazırlanıyor.

Emperyalist dünyanın bu genel eğilimi Türkiye kapitalizminin verili tablosunu da yansıtıyor. Bugün ekonomik krizin belirgin bir şekilde kendisini hissettirdiği, siyasal koşulların ağırlaştığı, faşist baskı ve zorbalığın dizginlerinden boşaldığı zor bir dönemin içindeyiz. Günümüz Türkiye’sinde dinci-faşist iktidara muhalif olan her kişi, grup ya da kurum baskı altına alınıyor, tümüyle keyfi yöntem ve araçlarla etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor. İlerici-sol güçleri hedef alan polis-yargı terörü ise adeta rutine bağlanmış durumda. Öyle ki, Erdoğan yönetimi “terör” demagojisi eşliğinde devrimci, ilerici-sol güçlere karşı ölçüsüz ama sistemli bir savaş yürütüyor.

2015 yılında gerçekleşen ve AKP adına hezimetle sonuçlanan 7 Haziran seçimleri, bugün hüküm süren koşulların oluşmasında önemli bir kırılma noktası oldu. İktidar gücünü kimseyle paylaşmak istemeyen, tersine kurmak istediği tek adam rejimine yönelik ilerleyişini sürdürmek için her türlü yol ve yöntemi mubah gören Tayyip Erdoğan yönetimi, 7 Haziran hezimetini geride bırakmak için kirli savaş aygıtına sarıldı. Suruç katliamı ile startını verdikleri bu kirli ve karanlık dönem içerisinde birçok kitle katliamı gerçekleştirildi. Kürt halkı ve hareketini hedef alan barbarlıkta sınır tanınmadı.

15 Temmuz 2016 yılında yaşanan darbe girişimi ise Tayyip Erdoğan yönetimi tarafından kendi darbesini gerçekleştirme fırsatı olarak değerlendirildi. 15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL koşullarında toplumun ilerici-devrimci kesimlerine yönelik saldırganlık ölçüsüz ve kuralsız bir şekilde sürdürüldü. Özellikle kamusal alanda ilerici birikim adına ne varsa tasfiye edilmeye çalışıldı.

Gelinen yerde hileli 2016 Referandumu ve 24 Haziran seçimleri ile birlikte, tek adam rejimi kurumsallaşmış bulunuyor. Kaldırıldığı ilan edilen OHAL ise yeni rejimle birlikte rutine bağlanmış durumda.

Devrimci örgüt yaşamsaldır!

Tüm bu gelişmeler günümüz koşullarında devrimci örgüt sorununu adeta varlık-yokluk sorunu haline getirmiş durumda.

Komünistler 2007 yılında gerçekleştirdikleri II. Parti Kongresi’nde bu sorunu yakıcı bir şekilde gündemine almış, içinden geçilen tarihsel dönemin olgularının yanı sıra, sol hareketin ve partimizin gelişim süreçlerinin yarattığı kimi sorun alanları üzerinden “Devrimci örgüt yaşamsaldır!” şiarını yükseltmişlerdi.

Devrimci örgüt sorununun yaşamsal önemi TKİP II. Kongresi Bildirgesi’nde şu şekilde özetlenmişti:

Böylesine karmaşık ve zorlu bir dönemin ardından toplanan TKİP II. Kongresi, doğru bir ideolojik-politik çizginin yanısıra, ihtilalci temellere oturan sağlam bir parti örgütünü, çok yönlü olarak eğitilmiş ve donatılmış militan savaşçı kadroları, doğru bir çalışma tarzı ve etkin bir çalışma kapasitesini, devrimci bir partinin bu dönemin gelişmelerine yanıt verebilmesinin olmazsa olmaz koşulları olarak ele almaktadır; ve tüm bunların gerçekten bir anlam taşıyabilmesi ve gerçek maddi bir kuvvet haline getirilebilmesi için de, sınıf eksenli bir devrimci çalışmayı tayin edici önemde görmektedir.

Bu nedenledir ki, çok kapsamlı bir gündem üzerinden çalışan, dünyada, bölgede ve Türkiye’deki siyasal gelişmeler ve bunun ortaya çıkardığı sorunlar üzerinde gereğince duran II. Parti Kongresi, yine de çalışmasında esas ağırlığını partinin örgütsel gelişme ve kadrolaşma alanındaki sorunları ve ihtiyaçları üzerinde yoğunlaştırmış, bunu genel politik çalışmasının, özellikle de sınıf çalışmasının çok yönlü sorunlarının irdelenmesi ve deneyimlerinin özetlenmesi ile birleştirmiştir. Bu ağırlıklı çerçeve, girmiş bulunduğumuz zorlu döneme partinin hazırlanması bakımından temel önemde bir ihtiyaç olarak ele alınmıştır.” (TKİP II. Kongresi Bildirgesi, Kasım 2007)

Bu yaklaşım günümüz koşullarında tüm güncelliğini ve hayati önemini korumaktadır. Öncelikle siyasal koşullar her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. İkincisi, partimizin devrimci örgütün inşası kapsamında hâlâ da katetmesi gereken önemli mesafeler vardır. Bu nedenlerden dolayı da VI. Parti Kongresi bu sorun üzerine yoğunlaşmalı, devrimci örgütün inşası alanındaki sorunlar konusunda açıklıklar sağlamalıdır.

Bu çerçevede ilk elden şu sorun alanlarının altı çizilebilir.

Devrimci örgüt ve siyasal çalışma

Komünistler örgüt sorununu hiçbir zaman siyasal sınıf mücadelesinden, bu mücadelenin güncel ve tarihsel ihtiyaçlarından ayrı ele almadılar. Örgüt sorununu içinden geçilen dönemin koşulları, sınıf mücadelesinin verili durumu, komünist hareketin gelişim süreçleri vb. bir dizi etkenle bir arada, diyalektik bir bütünlük içerisinde değerlendirdiler. Fakat her adımda stratejik olanı, illegal-ihtilalci temele sahip devrimci bir parti inşa etmeyi esas aldılar.

2016 yılı Ağustos’unda partiye sunulan Rapor’da, bu çizgi şu ifadelerle tanımlanır:

Partimizin illegal temellere dayalı ihtilalci örgüt ve çalışma tarzı konusunda daha en başından açık bir görüşü ve pratikte de buna uygun bir yönelimi olmuştur. Ekim’in ilk sayısındaki başyazının son bölümüne dönüp bakılırsa eğer, bu hedefin daha ilk adımda net bir biçimde formüle edildiği görülecektir. Hareketimiz yola illegal bir yayınla çıktı ve bunun da sağladığı olanaklarla örgütlenmesini başından itibaren tümüyle illegal temellere oturttu.

Örgütsel ve kadrosal açıdan işe neredeyse sıfırdan başlandığı halde, yalnızca üç buçuk yıl sonra yerel örgütlerce seçilmiş yirmiye yakın delegenin temsil edildiği ilk örgüt konferansını toplayabildi. Onu kısa bir süre sonra ve üstelik bir örgütsel kriz ortamında toplanan ikinci konferans izledi. Bu konferans Türkiye topraklarında ve beşi tasfiyeci olmak üzere ondokuz delegeyle toplanmıştı. (Onu izleyen üçüncü örgüt konferansının da kalabalık bir temsille yine Türkiye topraklarında gerçekleştiğini bu vesileyle belirtelim. İllegal bir örgütün 15-20 delegeyle Türkiye topraklarında en az on-on beş gün sürebilen kongre ya da konferansını hayal etmeye çalışalım.)

Hareketimizin bu ilk gelişim döneminde ve yıllar boyunca (1994 yılı ortalarına kadar!), Ekim elimizdeki tek yayın organıydı. Ekim II. Genel Konferansı’nın, yani derin bir örgütsel krizin ve dolayısıyla önemli bir güç kaybının hemen ardından (Ocak 1992), 15 günlük yayın periyoduna geçmişti ve Temmuz 1998’e, yani Parti Kuruluş Kongresi’nin fiili çalışmasının başladığı tarihe kadar bunu böyle sürdürmeyi başardı. 1994 yazı başlarında legal bir yayının çıkışı yıllar boyunca onun bu periyodunu bozmadı.

Elbette ilk birkaç yılın ardından, yani ‘90’lı ilk yıllardan başlayarak, legal ve yarı-legal imkan ve araçlar da kullanmaya başlamıştık. Ama örgütsel ve kadrosal açıdan hareket illegal eksenini belirgin bir açıklık ve kararlılıkla koruyordu. Açıkta konumlanan ve açık çalışan çok az sayıda kadro vardı ama hareketin bütünü politik ve örgütsel dinamizm yönünden, dolayısıyla da çalışmanın verimi bakımından, kesinlikle bugünden çok daha başarılıydı. Sıklıkla örgütsel darbeler alınıyor, ama bunların yarattığı boşluklar hızla doldurulabiliyordu. Merkezi baskının ele geçtiği durumlarda bile on beş günlük Ekim’in yayını tek sayı olsun aksamıyor, zira aynı hızla yenisi kurulabiliyordu. Hareketimizin saflarında illegal temellere dayalı örgüt konusunda berrak bir bilinç vardı ve bu doğrultudaki tutarlı uygulama yıllar içinde önemli bir deneyim ve birikim sağlamıştı.” (Partiye Rapor, Ağustos 2016)

Devrimci örgüt sorunu üzerinden ortaya konan bu yaklaşım ve yaratılan birikim partimizin dünya görüşünün dolaysız bir ürünüdür. Sınıfın devrimci programının politika-örgüt ve pratik mücadele alanındaki karşılığıdır. Şöyle ki; kurulu düzeni aşan, onu temellerinden yıkmayı ve sosyalizmin inşasını hedef alan marksist bir programa sahibiz. O halde parti olarak bunun gerektirdiği zeminlerde, düzenin denetim alanlarının dışında konumlanmak, mücadeleyi ve siyasal çalışmayı bu sağlam zemin üzerinden güvencelemek ve örgütlemek zorundayız. Bu başarıldığı oranda programınız ile örgütsel-siyasal varlığınız bağdaşır ve bütünleşir.

Bugünkü tablomuza baktığımızda bundan henüz uzak olduğumuzu rahatlıkla görebiliriz. Bugün gündelik siyasal çalışmada kadrolarımız şahsında kendisini ortaya koyan ve sıklıkla partimiz tarafından altı çizilen tutarsızlıkların nesnel zemini de buradan beslenmektedir. Programımız ile uygulama arasındaki açı, gündelik siyasal pratiğe de bir dizi tutarsızlık olarak yansımaktadır. Bu konuda öncelikle siyasal çalışmamızın toplam pratiğine, çalışma tarzımıza büyük bir dikkatle ve eleştirel bir gözle bakmak gerekiyor. Zira, siyasal faaliyetin muhtevası, zeminleri ve araçları son tahlilde örgütsel konumlanışınızı ve çalışma tarzınızı belirliyor. Kadrolarınız ve güçleriniz bu zeminlerde şekilleniyor. Devrimcilik anlayışı siyasal çalışmanızın pratiği üzerinden ete-kemiğe bürünüyor. Saflarımızda baş gösteren, muhtemelen bir dizi kadroyu kesen ve çoğu zaman rastlantı olarak açığa çıkan gevşeklikler, rahatlıklar, liberal eğilim ve pratik davranışlar da, siyasal çalışmamızın verili tablosundan besleniyor.

Siyasal çalışmamızı ve çalışma tarzımızı devrimci örgütün inşası hedefi ile gözden geçirdiğimizde, bu alanda köklü bir yenilenme ihtiyacı olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

(...)

Sorunumuz ideolojik ve ilkesel düzeyde değil fakat pratik çözüm planındadır. Partimizin illegal temellere dayalı ihtilalci örgüt konusunda en başından beri açık ve net bir görüşü olmuştur, bunun bir kez daha altını çizmiş oluyoruz. Genel yaklaşımlarımız kadar bu ilk oluşum sürecindeki deneyimlerimiz de döne döne irdelenmiş, çok sayıda yazılı değerlendirme üzerinden ortaya konulmuştur. (İlk adımda EKİM 1. Genel Konferansı’nın ve sonrasında Parti Kuruluş Kongresi’nin bu soruna verdiği önem, konuya ilişkin olarak yayınlanmış kapsamlı materyalden açıklıkla görülebilir.) Ve yukarda bazı çok sınırlı olgular üzerinden kısaca örneklemeye çalıştığımız gibi, siyasal yaşamımızın ilk on yılında bu konuda belirgin bir kararlılık ve tutarlılık, dolayısıyla pratik başarı da gösterilmiştir.

2007 yılında toplanan II. Parti Kongresi’nden itibaren bu konudaki bilinç ve deneyimlerimiz yeniden ön plana çıkarıldı. Kırılma döneminin özel koşullarında şekillenmiş kadrosal güçlerimiz bu temelde yeniden eğitilmeye ve şekillendirilmeye çalışıldı. III. Parti Kongresi’nden itibaren özellikle öne çıkarılan “partinin devrimcileştirilmesi” sorununun temel boyutlarından biri de tam olarak buydu; bu alandaki çarpık algılamalar, pratik alışkanlıklar, oluşmuş paslanmalardı. Bu algılamaların kırılması, alışkanlıkların terk edilmesi, paslanmaların temizlenmesi sorunuydu.” (Partiye Rapor, Ağustos 2016)

Partiye Rapor’da da belirtildiği gibi, devrimci örgüt planında yaşadığımız sorunların yıllara dayalı köklü bir geçmişi var. Partimizin gelişim sürecinin dolaysız sonucu olarak şekillenmiş ve belli bakımlardan yerleşmiş bir dizi sorunla karşı karşıyayız.

A) Örgüt ve çalışma tarzı sorunları

a) Açık alan eksenli siyasal çalışma:

II. Parti Kongresi kırılma sürecinin ardından bu tabloya dönük ilk önemli müdahale anlamına geliyordu. Partimiz özellikle II. Kongre’den günümüze uzanan dönem içinde devrimci örgütün inşası adına ciddi tartışmalar gerçekleştirdi, somut planlamalar yaptı, kimi adımlar attı. Parti Okulları vb. özgün deneyimler üzerinden bu sorunu bizzat parti örgütünün temel güçleri ile tartışma zeminleri oluşturdu. Denebilir ki, geride kalan on yıllık dönem içerisinde devrimci örgüt sorunu kapsamında söylenebilecek ne varsa söylendi.

(...)

Devrimci örgütsel temeli güçlendirme ve çalışma tarzımızı düzeltme planındaki zorlanmalarımız hakkında kısaca şunları söyleyebiliriz:

* Siyasal çalışma kapasitemizin ve etkimizin zayıflayacağı kaygısı. Açık çalışma ile elde edilen imkanların zayıflayacağı düşüncesi.

* Bu düşünceye de bağlı olarak, örgüt alanında gelişim sürecimizin o anki ihtiyaçlarına uygun taktik manevralara cesurca yönelememek.

* Yılların yerleştirdiği köklü alışkanlıklar ve çalışma tarzından kopamamak.

* Kadro ve güçlerimizin siyasal çalışmaya dönük tek yanlı yaklaşımları. Kavrayış planında ortaya çıkan zayıflıklar.

* Açık siyasal çalışmanın belirlediği yaşam tarzı.

* Temel kadrolarımızın ve güçlerimizin ideolojik-sınıfsal kökeni, sosyal kimliği. (Örgüt yaşamında söylem ile eylem arasındaki tutarsızlığın ideolojik-sınıfsal kökeni)

* Nesnel koşullar.

Elbette tüm bu sorun alanları partimizin kendine has gelişim sürecinin dolaysız sonucudur ve yapılacak tartışmalar gelişim sürecimizin bugünkü aşaması üzerinden bir anlam kazanacaktır. Mevcut örgüt ve kadro gerçeğimiz atlanarak yapılacak bir tartışma, siyasal çalışmanın düzenlenmesinde ve örgütsel planlamalarda hata yapmaya yol açacağı gibi, istenen sonuçların elde edilmesini de zora sokacaktır. Geride kalan yıllara bu açıdan bakmak önemli bir yerde durmaktadır.

Siyasal çalışmamızın zeminleri üzerinden ortaya çıkan bu sorun alanları üzerinden ilk etapta şu adımlar atılabilir:

* (...)

* (...)

* İçinden geçmekte olduğumuz dönemde açık çalışma imkanları giderek daralıyor. Erdoğan yönetimi bu alanda kullanılan araç ve yöntemlere sınır getirmek için baskı politikalarını tırmandırıyor. Elbette büyük bedeller ödenerek kazanılan bu mevzileri kolayından terk etmek doğru olmayacaktır. Tersine, bu mevzileri korumaya çalışmak, güçlendirmek gibi bir sorumlulukla yüz yüzeyiz. Fakat, tarihsel deneyimler üzerinden biliyoruz ki, bu kadarını dahi başarmanın yolu illegal-ihtilalci mücadeleyi güçlendirmekten, fiili-meşru direnişi büyütmekten geçiyor.

Parti olarak içinden geçilen sürecin zorluklarını ihtilalci çalışmayı güçlendirme bakışı ile değerlendirmek, açık çalışmada kazanılan mevcut mevzileri de bu bakış üzerinden tutabilmek zorundayız.

* Gündelik siyasal faaliyeti illegal araç ve yöntemler üzerinden de hayata geçirmek. Sadece örgütsel zeminlerimizi ve kimi kadroları değil, siyasal faaliyetin yürütülüşünü de belli sınırlar içinde devletin denetim alanlarının dışına taşımak.

b) İhtilalci kimlik ve militan mücadele alanında yaşanan zayıflıklar

Partimizin mevcut siyasal-sosyal pratiği, devrimci örgütün temel esaslarından biri olan ihtilalci kimlik ve militan pratik alanında da zaafiyetler yaratıyor.

Zira, ihtilalci kimliği sistemli bir şekilde güçlendirecek, kadro ve örgüt birikimimiz içerisinde şekillenen militan potansiyelini açığa çıkarıp geliştirecek nitelik ve kapsamda bir gündelik siyasal çalışma pratiğinden uzağız. Bu durum, devrimci örgüt zeminlerimizin zayıflığı ile birleştiği oranda, ihtilalci kimlik ve militan mücadele pratiği üzerinden yaşanan zayıflıklar kendini gösteriyor.

Militanlık, açık çalışma zeminlerinde tek yanlı olarak gelişen kadro ve güçlerimiz tarafından, düşmanla karşı karşıya gelinen sınırlı zeminler üzerinden alınan tutuma indirgenebiliyor. Siyasal pratik ve militan eylem çizgisi kesintisiz bir davranış çizgisi üzerinden kavranamayabiliyor. Elbette bunun gerisinde bir kez daha mevcut siyasal pratiğimizin muhtevası yer alıyor. İllegal temeli güçlü devrimci bir örgütsel zemin asgari anlamda oturtulmadan, her adımında ihtilalci ruh ve militan mücadele pratiğini güçlendirecek bir çalışma tarzı hayata geçirilmeden bu sorunun aşılması mümkün olmayacaktır.

Bir üst maddede altını çizdiğimiz ve devrimci örgütün inşası planında atılması gereken adımlar, saflarımızda militan kimliğin güçlenmesi ve ihtilalci çalışmanın oturtulması açısından da büyük önem taşıyor.

c) Teknik donanım

(...)

d) Askeri donanım ve devrimci şiddet

Politikanın şiddet aygıtları ile sürdürüldüğü, sistemin kendi çelişkilerini dahi zor yolu ile çözmeye çalıştığı bir dönemde, askeri donanımdan yoksun olmak bir nevi varlık-yokluk sorunudur. Bu gerçekliği tüm çıplaklığı ile görmek için bölgesel planda Ortadoğu’ya, bu topraklarda ise Suruç katliamından günümüze uzanan sürece bakmak yeterli olacaktır. Ortadoğu’da bizzat emperyalistler tarafından eğitilen-donatılan cihatçı çeteler önüne ne gelirse yıkıma uğratıyor. Yine bizzat emperyalist ordular halklara büyük acılar yaşatmakta, bölgemizde oluk oluk kan akıtmaktadır.

Bu topraklarda ise Suruç’tan günümüze Erdoğan yönetimi zorbalığı tırmandırıyor, şiddet aygıtlarını ölçüsüz bir şekilde kullanıyor. Kitle katliamlarından sokak infazlarına, polis-yargı teröründen yasaklamalara kadar, baskı ve şiddet aygıtları Erdoğan yönetiminin elinde toplumu yönetmenin aygıtları olarak kullanılıyor. Dahası, iktidar ve rant kavgasına tutuşanlar bile birbirlerine karşı hızla silah kuşanıyor. 15 Temmuz bu olgunun en çarpıcı örneği oldu.

Tam da bu nedenlerle:

İçinde bulunduğumuz dönem, ihtilalci örgütlenmenin özel bir boyutunu ayrıca önemli hale getirmektedir. Bu, militan-savaşçı örgüt ve haliyle kadro sorunudur. Nereden bakılırsa bakılsın, günümüz dünyası ve Türkiye’si, genelleşen bir şiddet sahnesine dönüşmüş durumdadır. Dönemi karakterize eden, tepeden tırnağa savaş ve saldırganlık, baskı ve şiddettir. Teknik ilerlemenin ve teknolojik alandaki sıçramalı gelişmelerin burjuvazi tarafından ilk kullanım alanı, dahası çoğu durumda bizzat kaynağı, silah sanayii, güvenlik ve polis devletinin tahkimatıdır.

İlkin vahşet boyutuna varan şiddet olgusunun ve ikinci olarak burjuva devlet aygıtının tahkim edilmesinin aşırı düzeye vardığı bir dönemde, militan-savaşçı kimliğini geliştirip pekiştirmeyen bir örgütün, devrim mücadelesine önderlik edebilmek bir yana, devrimci niteliğini koruyarak ayakta kalması bile olanaksızdır.” (TKİP V. Kongresi / Devrimci Örgüt Sorunu)

Parti örgütlerimiz bu açıdan da zayıf bir konumdadır. Bu gerçeği görerek, içinden geçmekte olduğumuz süreçte savaşmasını ve direnmesini bilmeyenlere yaşam hakkı tanınmadığını bilerek hızla bu sorunun üzerine gidebilmeliyiz.

B) Önderlik ve kadro sorunları

a) Önderlik sorunları

Devrimci bir partide siyasal ve örgütsel çalışmanın ihtiyaçlarına yanıt verecek bir önderlik kurumunun önemi açıktır. Bu önderlik kurumu dar anlamıyla MK değildir elbette. MK ve onu çevreleyen ileri kadroların toplamı partinin omurgası ve önderlik kurumu olarak ele alınmalıdır.

Başta MK olmak üzere; önderlik kurumları şahsında yaşanan yetersizlikler çeşitli başlıklar altında tartışılabilir. Biz burada üç temel öğeyi vurgulamakla yetineceğiz:

- İdeolojik önderlik

- Politik önderlik

- Örgütsel önderlik

Altını çizdiğimiz bu üç alan üzerinden yaşanan yetersizlikler, mevcut kadro birikimi ve potansiyelimizin gerçekliğini de yansıtmaktadır aynı zamanda. Zira, halihazırda MK ve onun hemen etrafındaki parti örgütlerinde konumlanan kadrolarımız partimizin bu alanda yarattığı en ileri birikimi temsil ediyor. Bu düzlem üzerinden bakıldığında, söz konusu kadrolarımızın partinin ihtiyaç duyduğu önderlik düzeyini ortaya koymakta zorlandığı rahatlıkla görülebiliyor.

Önderlik kadrolarının zorlanma alanının başında partiye ve toplamda sınıflar mücadelesi alanına dönük ideolojik önderlik misyonu yer alıyor. Bu alanda deyim yerindeyse partinin bugüne kadar ortaya koyduğu birikimle yol yürümeye devam ediyoruz. Bu olgu, ileri kadro birikimimizin teorik-ideolojik zayıflığını dolaysız olarak gözler önüne seriyor.

İkinci önemli yetersizlik alanı, tam da ideolojik-teorik zayıflığa da bağlı olarak, politik-taktik önderlik planında yaşanıyor. Dünyada ve Türkiye’de yaşanan siyasal-toplumsal gelişmelere açıklıklar getirmek, bu açıklıklar üzerinden politikalar üretmek, gündelik parti çalışmasına bu zemin üzerinden yön vermek vb. başlıklar üzerinden sıralayacağımız politik önderlik sorumluluklarını bugün hakkıyla yerine getirebildiğimizi söyleyemeyiz. Yayınlarımızın tablosu bu konuda fazla söze yer bırakmıyor.

Son olarak örgütsel önderlik sorunu kalıyor. Bu bahiste; parti çalışmasının pratik-örgütsel alanlarının amaca uygun bir şekilde düzenlenmesi, kadro politikalarının saptanması ve uygulanması, partinin eğitimi vb. geniş bir alan önümüzde duruyor. Görünürde önderlik kadrolarımızın en çok bu alanın işleri ile meşgul olduğu söylenebilir ama buna rağmen partiye örgütsel önderlik planında da ciddi yetersizliklerimizin olduğu açık. Özellikle güçlerle çok yönlü olarak ilgilenmek, kadrolaşmak, amaca uygun örgütsel düzenlemeleri zamanında ve cesurca gündeme getirmek vb. alanlarda.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız tablo üzerinden önderlik sorunu kapsamında yapılması gerekenleri şu başlıklarda toparlayabiliriz:

* Tüm ileri kadroların teorik-ideolojik eğitimini hedefli ve sistemli hale getirmek.

* Önderlik kadrolarının gelişim süreçlerini ve önderlik misyonlarını zayıflatan her türlü tali işi bir kenara bırakmak. Siyasal çalışmayı ve örgütsel düzenlemeyi buna göre yapmak.

* Siyasal çalışmamızın mahiyetinden kaynaklanan gereksiz yüklere son vermek.

* MK’nın iç iletişimini ve ilişkilenişini disipline etmek, güçlendirmek. MK içi işleyişini daha dinamik bir hale getirmek.

b) Kadro sorunları

Bugün partinin omurgasını oluşturan kadroların önemli bir bölümü ‘98 sonrası “kırılma dönemi” içerisinde kazanılan güçlerden oluşuyor. Dolayısıyla, siyasal çalışmanın merkezinde duran ve gündelik kitle çalışmasını örgütleyen bu kadrolar söz konusu sürecin yarattığı eğilim ve alışkanlıkların, tutum ve tarzın taşıyıcıları, temsilcileri durumundalar. Her şeyden önce kadro niteliğimizin bu yönü üzerinden partimiz ve tartışmanın muhatabı olan güçlerimiz açık bir fikre sahip olmalıdır.

2000’li yıllarda kazanılan bu güçler açık siyasal çalışma zeminlerinde yetiştiler, bu alanın araç ve yöntemleri konusunda yetkinleştiler. Fakat devrimci örgüt ve illegal-ihtilalci çalışma söz konusu olduğunda ciddi deneyimlerden yoksun kaldılar. Tüm bunlara, özellikle ölüm orucu sonrası devrimci harekette yaşanan yeni kırılmaları, reformist soldan gelen tasfiyeci cereyanı ve Kürt hareketinin çok yönlü ağırlığını da eklemek gerekiyor.

Burada vurgulamaya çalıştığımız sorun alanlarının (içinden geçilen dönemin solda yarattığı kirin, pasın) partimizde ve dolayısıyla kadrolarımız üzerinde yarattığı etkiyi-tahribatı asla küçümsememek gerekir. Bu gerçekliği erken bir zamanda gören partimiz III. Kongre’de “partinin devrimcileştirilmesi” çağırısını yükseltmiş, bu kapsamda partinin önüne somut görev ve yönelimler koymuştur. Her şeyden önce de kadroların devrimcileştirilmesi alanında...

Fakat, aradan geçen zaman dilimi içinde kadrolarımızda, dolayısıyla partimizde III. Kongre’nin çağırısına uygun bir gelişim süreci yaşandığını söylemek çok da mümkün değil. Dahası bu alanda geçmişin bazı kazanımları ya da üstünlükleri bugün belli yönleriyle zayıflamış durumda. Hem de koşulların daha da ağırlaştığı, devrimci örgüt ve kadro sorununun daha bir yakıcılaştığı günümüz koşullarında...

Kadro niteliğimizde yaşanan bir diğer zaafiyet ise ideolojik donanım planındadır. Temel kadro ve güçlerimiz ile partimizin mevcut ideolojik-programatik birikimi arasında ciddi bir açı bulunmaktadır. Maalesef geride kalan yıllar içerisinde yapılan müdahaleler de söz konusu açıyı kapatmaya yetmemiştir.

Partimizin örgüt ve kadro sorunları konusunda devrimci bir bakış açısına sahip olmasına rağmen hâlâ bu alanda ciddi sorunlar yaşıyor olmamız yanıtlanması gereken ilk sorudur. Bu açıdan şu noktaların altını çizebiliriz:

- Verili kadrolarımızın yetiştiği koşullar...

- Çalışma tarzımız (siyasal çalışmamızın muhtevası).

- Kadro potansiyelimizin sosyal-sınıfsal kimliği (küçük-burjuva köken).

- İdeolojik-teorik donanım alanında yaşanan zayıflıklar...

- Parti yaşamında ortaya çıkan aksama ve zaaflar (tüzüğe dayalı devrimci iç yaşam alanındaki sorunlar).

- Sınıf hareketinin verili tablosu ve sol harekette yaşanan yeni kırılmalar.

Tüm bu başlıklar, kadrolaşma ve mevcut kadroların güçlendirilmesi planında çok daha bilinçli ve iradi bir süreç işletmenin yakıcılığını gözler önüne seriyor. Zira, bugünkü zor koşullarda kadroları kendi haline bırakmak partinin geleceğini tehlikeye atmak anlamına geliyor.

O halde iradi planda güçlenmek ve kadroların her koşulda ayakta kalmasını sağlamak için ne yapmak gerekir?

1) İlk elden ideolojik donanım ve devrimci örgütlü kimlik güçlendirilmeli. Zira, günümüz dünyasında sağlam ve tutarlı bir ideolojik kimlik inşa etmeden, buna dayalı bir kimlik, yaşam ve çalışma zeminleri oluşturulmadan, yere güçlü basmak mümkün değil. Elbette burada ideolojik donanım kendi içerisinde entelektüel birikim olarak tanımlanmıyor. İdeolojik donanım; devrimi hedefleyen, dünyayı değiştirmek için yola çıkan her bir komünistin marksist dünya görüşüyle donanması bağlamında ele alınıyor. Özellikle bir eylem kılavuzu olarak...

2) Bu tartışma dolaysız olarak bizi kadroların eğitimi alanına götürüyor. 100. Yıl kapsamında gündeme gelen çalışmalar bir kenara bırakılırsa, son yıllarda eğitim alanında da anlamlı süreçler örgütleyebildiğimizi söylemek zor.

Büyük bir ısrarla kadroların eğitimini planlı, hedefli ve sistemli hale getirmeliyiz. Bu konuyu asla kendiliğinden bir sürece terk etmemeliyiz. Bu konuda sorumluluğun büyüğünün, hatta tamamının partimizde olduğunu bilerek hareket etmeliyiz.

3) Kadrolarımızın gelişim süreçlerini her adımda takip edebilmeli, sorunları, ihtiyaçları ve eğilimleri hakkında bir fikre sahip olabilmeliyiz. Bu ise her şeyden önce yakın bir önderlik konumunu gerektiriyor.

4) Kadro potansiyelimizin ağırlıklı olarak küçük-burjuva sosyal kökene sahip olduğu açık. Bu konumda olan kadrolarımız, kendi yaşam tarzları ve sosyal zeminleri üzerinden köklü bir hesaplaşma yaşamadıkları durumda, parti yaşamında temel zaafların taşıyıcısı ve temsilcisi haline gelebiliyorlar. Keza parti yaşamına bu türden sorunları taşıyanlar da bu kadrolar oluyor çoğu zaman. O halde, küçük-burjuva sosyal kökene sahip kadrolar kendi gerçeklikleri üzerinden sistemli (fakat kazanıcı) bir şekilde uyarılmalı, eğitilmeli ve devrim davasına kendilerini adamaları için destek olunmalıdır.

***

Mevcut kadro birikimimiz üzerinden siyasal çalışmanın çok yönlü ihtiyaçlarına yanıt vermekte zorlandığımız açık. Söz konusu zorlanmanın bir diğer alanını ise nicel planda yaşanan darlık oluşturuyor. Parti olarak kadro potansiyelimiz çok sınırlı.

Tam da bu nedenle tüm temel çalışma alanlarında en dar güçlerle faaliyet örgütlemeye çalışıyoruz. Bu olgu hem güçlerimizin gelişim sürecini doğrudan etkiliyor hem de koşuşturmacaya dayalı tek yanlı bir çalışma tarzını kronikleştiriyor. Kadro ve güçlerimizin eğitim vb. temel ihtiyaçlarını büyük oranda zaafa uğratıyor.

Partimiz için sınırlı güçlerle siyasal çalışmanın çok yönlü ihtiyacını karşılama çabası kendi içerisinde sürdürülebilir bir durum değil.

Bu nedenle partimiz yeni dönem üzerinden örgütsel planlamalar yaparken şu noktalara hassasiyet göstermelidir:

- Güçlerin verimli, uyumlu ve amaca uygun bir şekilde çalışacağı zeminler yaratmak.

- Temel güç ve kadroları ek yüklerden arındırmak,

- Siyasal çalışmayı düzenlerken kadro niteliğini yükseltmeyi esas almak.

Sağlıklı bir şekilde nicel gelişmenin önünün açılması da ancak bu yolla mümkün olacaktır.

TKİP VI. Kongresi
Örgüt ve Kadro Sorunları Komisyonu

Aralık 2018